Ev Dağınıklığı

Ev Dağınıklığı

Yazıya Oy Ver

Evet, buradan başlayabilirsiniz, cam kırıklarını temizleyin yerden. Tek bir parçasını bile görmek istemiyorum, lütfen. Duvardaki yağlıboyalar ve fotoğraflar kalsın lütfen. Gelenlerin görmesi gereken izler olmalı; ama şu gözünün içine bakar gibi duran bayanları kaldıralım lütfen, gereksizler. İzler olmalı; ama geçmişimi bilmelerini istemiyorum nedense. Galiba günah doluyum, biraz hafiflemeliyim.

Yatak odasındaki perde ve yatak hariç geri kalan her şeyi yakın. Ne demek neden? Haddinizi aşmayın dediğimi yapın rica ederim! O raftaki çarşafları, yastık kılıflarını, tüm takımları, hepsini… Temiz göründüğüne bakmayın, görüp görebileceğiniz en kirli şeyler onlar. Odaya yerleşecek kişi umarım o kalın perdeyi görüp sabah güneşinin tam yatağa vurduğunu anlar, yoksa gece yattığı kadının yanından kalkıp salona gitmek zorunda kalabilir. Kavgaya sebep olmayalım değil mi? Yatağım benimle hiç konuşmadı; ama belki gelen için dili olur ve anlatır tecrübelerini. O kadar yabancının gözyaşını sindirebildiğini düşünmüyorum. Ah, tabii ki ben de sindiremedim. Komik olma! Diğer adamları da mutfağa gönder, yemek masası kalsın, diğerleri gitsin.

Ne demiştin? Nasıl oldu, mu? Bence tatmaman gereken bir duygu; ama sen bilirsin. Aslında o an sindiremediğini düşünemiyorsun. Aklına ilk gelen ya da hissettiğin başını göğsüne yaslamış birinin döktüğü ılık gözyaşlarını teninde hissediyorsun. Sanki sana ihtiyaçları varmış gibi görünmeleri hoşuna gidiyor. Asıl olay tenin gözyaşını emerken içinden bir şeyler kopuyor gidiyor. Yanındaki huzuru buluyor, sende bunun için yaratıldığını düşünerek tavana bakıyorsun. Bu arada evimde en çok baktığım yer odamda ki tavandır. Beni en çok rahatlatan yer. Oraya en sevdiğim fotoğrafı koymak ve ona bakmak isterdim yalnız ve uykusuz gecelerde. Ya da sevişirken… Nerde kalmıştım? Ha evet, sonraları emdiğin gözyaşları sinir, stres, titreme, küfür gibi şekillerde senden çıkıyor; ama pek tavsiye etmem. Sindirmektense sindirilmemeyi tercih ederim.

Bu arada dağınıklık için özür dilerim, son kaçışım biraz şiddetli oldu da. Fazla zarar verdim galiba; ama içinde bir parçamı bırakmaktansa en güzeli bu gibi geldi bana. Bu zamana kadar birçok bedenle, ruhla, sevgi sözcükleriyle bir salonda bir yatak odasındaydım. Benim gibi onların da hoşnut olduğu buymuş. Hep öyleydim; ama bu sefer biraz daha vefalı, sadık ve düşünceliydim. Haddinden fazla düşünmek kaybetmeye yol açıyormuş, dediği gibi ben de onun gibilerde hep yeni şeyler öğrendim. Tek olduğunu zannetmesi henüz hiçbir şey görmediğinin kanıtıydı. Öğrendiğim ise senin mideni bulandıracak şeyler, unut gitsin.

Gel mutfağa geçelim. Masa bana yenen ucuz şeyleri ve hep aynı sandalyeye oturan misafirlerimi hatırlatıyor. Garip geliyor sana değil mi? Evet, bence de çok garip! O masada oturanların sayısını bile bilmemem. Balkonun manzarası çok güzeldir. Hele yaz akşamları burnuna gelen güzel kokular seni alıp en sevdiğin yere götürür. Ben yanımda kimseyi götüremedim oraya ya da gelmek istemediler, bilmiyorum. Zaten benim dünyamı hangi birisi kabul edebildi ki? Etmiş olmalılar mı? Hadi canım sen de! Sadece zevkin doruklarında olmak istediler o kadar. Benim dünyam zevkten ibaret değil ki, başka hayatların içinde bulunan acıdan daha fazlası var emin olabilirsin. Çaktırmamamın sebebi ustaca yaşamam. Herkese bir yer ayırmam ve onlara Don Giovanni’nin dediği gibi, “Onlara kendilerini daha önce hiç görmedikleri gibi, olabileceklerine inanmadıkları gibi gösteren bir aynayım.”  Giovanni Bellini değil, Casanova olan Giovanni. Bence onu birçok kişi yanlış tanıyor. Kadınlara yalan söyleyerek, bir şekilde içlerine işleyip, bir daldan diğer bir dala atladığı, kullanıp atıldığını zannederler. Halbuki ilişkisi olan kadınların hepsini ayrı ayrı sevmiş, değer vermiştir. Sonuç olarak evet çapkındır; ama aynı zamanda maceraperest bir yazardır.  Hayır, hayır, ona benzediğimi de nereden çıkardın?! Sadece o cümle hoşuma gidiyor. Ben sevmeye çalıştığımda midemi bulandıran çok şey olduğu için cesaret edemedim pek. Genelde arzularımın peşinde koştum. “Kullandım!” bunu mu duymak istiyorsun benden? Anlayabilen çok az kişi var, evet. Beni hisseden her kadın sonrasında hep bunu kullandılar, “Kullandı!”…

Aslında bu evi alabilecek birini tanımıyorum, aşk kokusu var her bir tarafında. Buraya yalnız yaşayan birinin yerleştiğini düşünsenize. Kesinlikle afrodizyak etkisi yaratır onda. Umarım gerekeni buraya çağırır, önce salona sonra yatak odasına geçer. Sonra gözyaşlarını sindirir ve yapması gerekeni yapar. Hayır, düşündüğün gibi değil, her yürekte birkaç duvar eksiktir. Kullanılmış ikinci el ruhlar ve bedenler dünyanın her yerinde. Senlik bir durum yok, ya ayak uydurup yedek parçacı olacaksın; iki üç taşı yerine koyacak sonra sen de yıkacaksın ya da geçmişiyle yaşamayan birini bulacak ve onunla olacaksın. Ne yazık ki benim karşıma o kadar güçlü biri çıkmadı. Bazen isteyerek bazen tesadüfen ben güçlendirdim onları. Evet, Tanrı’nın hediyesi oradan geliyor. Gel balkona çıkalım, umarım üşümezsin. Tanrı’ya inanmadığını söyleyen benimle bir sonraki kavgasında inandığını söylüyor, mucizem bu olsa gerek! Ya da şuursuzca konuşturacak kadar kafa bulandırabilmek bir yetenek olsa gerek. En sonunda da ellerinin tersiyle iterler. İtmediklerini zannederler; ama benim kadar onlar da itti, emin olabilirsin.

Yapabilecekleri sadece kendileriyle sınırlı… Neyse, şimdi çıkalım şu evden. Satmaktan da vazgeçiyorum, kısa bir tatile çıkacağım. Eşyalar değişsin sadece; ama dediğim gibi yatağım, perdem ve mutfaktaki masa dursun lütfen. Bir dahaki sefere cam kırıklarının olmaması için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Benimle geceleri tavana bakıp saygıyla dinlediğin için, balkonda sigara içtiğin ve özlediğin yerin kokusuyla, benimle beraber geldiğin için, her tattığım zevkte bir kusur bulduğun için ve başkasının hayatıyla değil benliğimle bana yeni şeyler öğrettiğin için teşekkür ederim. Tekrar buluşur, konuşuruz yine.

 

25 Nisan 09
Emre Alkaç

No Comments

Post A Comment